“Düşünsene” dedi küçük kız karşısında oturan diğer kıza bakarak “Bir gün olurda ayrı düşersek beni sonsuza kadar hatırlar mısın?” karşısındaki kız dudaklarını büzdü.Bu onun açısından zor bir soruydu,düşündü,uzun uzun düşündü. “Sanmıyorum” dedi aynı düşünceli halle “Eğer ayrı düşmüşsek bunu kendimiz istemişizdir böyle bir durumda seni hatırlamak zahmetine girmem.” Cevabı verirken duraksamamıştı,bu ömrü boyunca verdiği en dürüst cevaptı belki de.Evet,unutacaktı.Bunu adını bildiği kadar iyi biliyordu,insanlar unutulurdu hayatından geçen çoğu kişinin sadece adı kalmıştı geriye “Sen?” dedi karşısında duran öfkeli kıza bakarak “Ben unutmam ” dedi diğeri “Sonsuza kadar hatırlarım çünkü sen benim arkadaşımsın.”
Diğer kız şaşırdı.Kısa düz saçları olan arkadaşının yönelttiği soru kafasını karıştırmıştı evet ama cevabı çok daha ilginçti.İlişkilerindeki roller belirliydi.Baştan beri aynı rutin içinde geçerdi.Kendisinin belli kuralları ve otoritesi varken diğeri uçarıydı.Erkeklerle dost olur,her türlü ahlaksız şeyi bilir ve kesinlikle umursamazdı.Lider rolü onundu kendisiyse lideri yönetirdi.Kırılgan ve sevgi dolu görünüşü her zaman işine yaramıştı.Okul yönetiminin ve ailelerin gözdesi..
Arkadaşlıkları yıllar sürdü.İkisi de birbirlerinin farkındaydılar.Diğerleri için tehdit ve birbirleri için de…
“Sırça köşkünü yıkılabileceğimi biliyorsun” dedi bana bir gün,gülümsedim.Lise 2 veya 3 deydik. “Hiç durma” dedim.Sıkılmıştı ve sıkılmıştım.Ergenliğimizin en deli dolu döneminde zarar verebilecek kimseyi bulamamanın buhranı içindeydik. “Bitsin” dedi, “İlişkimi bitiriyorsun bu kadar duygusal olmaya gerek yok” dedim.Üzüldüğümü biliyordu ve üzüldüğünü görebiliyordum.Yaptıklarını duymuştum arkamdan çevirdiği dolaplar,dedikodular ve bize en yakın olan kızla işbirliği “Sonunda kanıyorsun” dedi. “Geçer” dedim,gülümsedi,alay dolu upuzun bir kahkaha “Evet,sen unutursun” diye sızlandı “Bunu bana kanıtlayalı uzun zaman geçti.” Sonrasında ayrıldık,hiç olmamışız gibi davranmaya başladık.O benim ilkokul arkadaşlarımla arama girdi ben onun lise arkadaşlarını kendi cepheme çektim.Ablası zorlu bir doğum geçirdi,bana geldi,doğum sırasında sürekli onunla konuştum,bebeğin ilk resimlerini gördüm ve çıkan tüm sorunlarda onu teselli ettim.Sevgilisi tarafından ihanete uğradı yine oradaydım.Anne-babasıyla sorun yaşadı,içki şişesini elinden aldım.Etrafımızdakiler şaşkındı,bir ara yeniden barıştık sandılar.Normaldi,bir zamanlar cancana gezinen iki insnaın aniden ayrılması şaşırtmıştı onları.Öyle bir durumdu ki insanlar bizi tek başımıza tanımazlardı daha doğrusu isimlerimizi karıştırırlardı.X-Y/Y-X gibi…
“Sen dünyanın en acımasız insanısın” dedi bir gün bana gülümsedim. “İlk sen kanattın” dedi .Sustum ve bugün onunla aynı ortama bile girmiyorum.Burayı da okumaz zaten ama yine de küçük bir itiraf… Evet,ilk ben kanattım.Bizden ilk geçen ben oldum çünkü sen önümde bir engeldin ve ben zirveye oynuyordum.Zirveyi seninle paylaşamazdım,hatalarını kapatmaya çalışarak bir ömür geçiremezdim.Sırf sen kırılma diye hiç hoşlanmadığım düşüncelerini dinleyemezdim.Çok zıttık ve sıkılmıştık.Sırf birbirimizi kırmayalım diye bunu daha fazla sürdüremezdim.
Ve bak unutmuş sayılmam,yüzünü net olarak hatırlayamasam da hala bir kaç anı var belleğimde ve evet,unutmak derken sevgiyi kastettiğinin farkındayım ama anlamazlıktan geliyorum.
Kimsenin kimseyi bilmediği,sadece eldeki verilerle idare ettiği net yaşamında kendimle ilgili küçük bir detayla başlayayım yazıma..Duştan sonra neredeyse belime gelen fakat kuruduğunda lüleler halinde kürek kemiklerime dökülen rengi belirsiz saçlarım var ve bende her kadın gibi dertlerimi kuaförde unutuyorum. Palavra..Ya ben çok kalın kafalıyım ya da bizim buradaki kuaförler fazla bencil..Kuaför koltuğuna oturduğum an başlıyor eziyet.
Kuaförüm Nermin ablanın minik bir kızı var,kızın tipini gördüğünüz an cadı birşey olduğunu anlıyorsunuz zaten,şişi dibi gözlükleri küt kesilmiş saçları ve beline koyduğu eliyle ilginç bir görünümü var.Bu görüntünün üstüne bir de okul forması eklendiğinde daha da kötü oluyor atmosfer…Her neyse..
Nermin abla eline makası aldığı andan itibaren onun hayatını dinlemek zorunda kalıyorum.Kaynanasından pek hazetmiyor,kocasının tavrının fazla yumuşak olduğunu düşünürken kendisinin hafif psikopat olduğunu hiç hesaba katmıyor.Sokak köpeklerine kötü davranan insanlardan da hayli şikayetçi..
Valhasıl..Bir antidepresan olarak kuaför benim için sadece bir başlıktır.Bir antidepresan olarak müşteriyse çok daha gerçek hatta bazen kadından para almam gerektiğini düşünmüyor değilim.Beynimin ırzına geçiyor,saçlarımı kırpıyor bir de üstüne para alıyor.
Esasında ben dertlerini alışverişte,kuaförde veya yemekte unutmaya çalışan insanlardan değilim.Olmadım ve olamayacağım.Yazık bana..Yani öyledir herhalde
Var olmayan adamlarla sevişiyorum rüyalarımda,hayal kahramanları,aktörler,sokakta gördüğüm herhangi biri..Hiç biri sen değil.Hiç biri sana benzemiyor.Esmer çoğu,bronz tenleri ve çatık kaşlarıyla seni andırmıyorlar bile..Sarışın soğukluğun yok hiç birinde,sinirlendiklerinde parmaklarını saçlarının arasından geçirip gözlerini uzaklara dikmiyorlar.Eklemleri sıkılmaktan bembeyaz olmuyor.Hafif uzun tırnaklarıyla bardağa vurmuyor hiç biri..
Ayaklarım üşüyor kimsesizliğimden,geceleri yatakta tek başıma üşürken seni değil başkalarını hayal ediyorum.Yüzümde o çocuksu mutluluk olmuyor hiç bir zaman..İtiraf vakti mi?Evet,seninle mesajlaşırken başkalarını hayal ediyorum.Kimsesizliğimin sağ tarafında yatıyorum daima,karşımda bir ayna.Ayna acımasız,hayallerin boşuna olduğunu fısıldıyor bana.Onlar sen değil ve ben sen olmayan birini asla sevemeyeceğim.Annem elimi sıkıca tutuyor yalnızlığımda,yalnızlık karanlık fakat sadık.Bırakmıyor beni,git desem de gitmiyor.Seni düşünmemeyi seviyoruz ikimizde.Seni düşündüğümüz an..Koşmaya alışkın bir tavşanın araba farıyla karşılaştığı an hissettiklerini hissediyoruz çünkü…Parlak ve göz alıcı ışık..Karşında ne kadar zavallıyım ve ne kadar çaresiz..Ne kadar hareketsiz.Sonsuza kadar burada kalamayacağını biliyorum,sonsuza kadar beni beklemeyeceğini…
Ellerim üşüyor kimsesizliğimden..Ellerine tutunmak,parmakların kırılana kadar asılmak istiyorum.Beni bırakamayacak kadar zavallı duruma düş istiyorum bazen..Sevgi geçiyor çünkü bir gün gelip sevgi geçtiğinde bizden geriye izler kalsın istiyorum.Boş bir odada tek bacağı diğerlerinden kısa olan sandalyenin altına sıkıştırılacak küçük bir kağıda ihtiyaç duyması gibi ihtiyaç duy bana istiyorum.O güzel görüntünü dağıtmak,seni daha alalade bir hale sokmak istiyorum.Telefondaki sesin kalbimi çarptırmasın istiyorum bazen ya da mesajların sonuna koyduğun o saçma sapan üç noktalar beni gülümsetmesin.Daha az seveyim seni ve daha çok seveyim kendimi istiyorum.Tuttuğum şey elimde kalır benim,bilirsin ve korkuyorum.Bunu da biliyorsun. “Sevmiyorsun” diyorlar bana,sen bunu da biliyorsun.Anlattığım da usulca gülümsüyorsun,telefonun diğer ucundan gelen yarı sevecen yarı ciddi gülümsemeni duyabiliyorum.Bembeyaz tenine oranla fazla pembe olan dudakların hafifçe yukarı kıvrılıyor.Dudaklarını çok seviyorum biliyorsun değil mi?Ve sevdiğim kadar korkuyorum öpmekten seni,ya bir gün gidersen ve ağzımda tadın kalırsa..Ya dudaklarım çatlar da kanarsa?Ya sen olmazsan…
Üşüyorum sensizlikte ama gelme,istemiyorum seni..Soğuğa alışmak daha kolaydır,sıcağa alıştıktan sonra soğukta kalmaktan
Üşüyorum ama gelme
Olur mu?
O hep kız çocuk isterken ben oğlan diye tuttururdum.Oğlum olacak derdim belki sonra bir kız doğururum ama oğlum olacak babasına benzeyecek ve ben oğlumu yarı yolda bırakmamak için hayata dört elle sarılacağım.Evet,hayallerim böyleydi.Hayallerimiz böyleydi.O belli kısımlarına katılmasa bile genel tablo bunu işaret ediyordu.Ben okulumu bitirecektim o o arada yüksek lisansını askerliğini vs halledecekti.Sonra oğlumuz olacaktı bizim ama ben şimdi vazgeçtim hatta bu kararımı ona bildirmek için ödemelilerimi ard arda sıraladım.Uyandı sesi her zamanki gibi hafif boğuktu. “Balım?” dedi aksi aksi “Miniğimm” dedim güldü.Evet,1.90+ olan bir adama miniğim diyebilecek bir yaradılışa sahibim ben. “İnternete gelmelisin hemen gelmelisin” diye sızlandım,önce birşeyler homurdandı sonra yatağın hafif sesini hemen ardından boğuk bir hışırtıyı işittim. “Mümkün değil yatak çok güzel” dedi ama ben delice bir istekle ona hemen üstte duran şu fotoğrafı göstermek istiyordum.Durumu kısaca anlattığımda fotoğrafı mail atmamı istedi ve hemen ardından gelen tepki şuydu. “Balım bu kız çocuğu fazla beni andırmıyor mu?” Evet,evet onu andırıyor diye sevmiştim zaten.Tüm ailesi sarışındı ve benim çocuğum da sarışın olmalıydı. “Olsun” dedim usulca diyemedim ama o anladı sanırım.Bilemiyorum. “Beyaz teni mutlaka tuttururuz” dedi güldü,yeniden bir hışırtı duydum,sesi eskisi kadar uykulu değildi “Belki gözleri de tuttururuz” dedi.Evet diye bağırmak istedim.Gözleri sana benzemeli baktıkça kendimi okyanusun ortasında hissetmeliyim.Ne yeşil ne de mavi,koyu olmalı seninkiler gibi,kızdığında iyice koyulaşmalı “Ama saçları seninkiler gibi olsun” dedi yaşına yakışmayan bir hayalcilikle “Baktıkça seni görebileyim o saçlarda…Babamın bizde annemi gördüğü gibi bende seni görebileyim.” Sonra aniden duruldu daha fazla konuşmayacağını biliyordum.Konuşmalarımız hep aynı noktada tıkanırdı.Bana hiç anlatmadı.Sadece bir kez onda da fazla sarhoştu.İstanbul’a dönmekten nefret ederdi Ankara’da okurken.. “Her an oradaymış kapıyı açıp gülümseyecekmiş” gibi geliyor demişti.Sormadım o gün daha fazlasını ama anlattı.Korkularını,geçmiş hayallerini herşeyi anlattı.Ağlamadı ama ağlıyor gibiydi.
Dünyanın en umursamaz adamlarından biri diyebileceğim adamın korkularıyla yüzleştim o gün.Güçlü değildi,gözlerimin önünde eriyordu ve ben öylece duruyordum.Yardım istemedi.İsteseydi ne yapacağımı da bilmiyordum hani. “Hayat beş para etmez” dedi aniden “Her gün kaybetme korkusuyla uyanmak …” devamını getiremedi. “Ben buradayım” dedim o an..Ona verdiğim ilk sözdü bu,ne olursa olsun aramızda ne geçerse geçsin orada olacağıma dair verdiğim ilk söz. “Burada kal” dedi hafifçe
Şimdi annemi kaybettiğimi düşünüyorum da…Vazgeçtim güçlü olmadığı yargısından.
Kandırma!Birbirimizi kandırmayalım.Birbirimize ait değiliz,hiç kimse sadece birine ait olamaz.Kendi kendine bile ait olamamışken hadi ama!kim karşı gelebilir döngüye?Kim itaat etmez efendiye?Hangimiz bağımsızız?Doğumdan beri birine bağımlı olan bünyelerimiz arasında kim bağımsız?Şimdi “Sadece sen varsın” deyip kandırmayalım birbirimizi çünkü karşılıklı olarak biliyoruz ki “Sadece sen yoksun” ve “Sadece ben değilim”. Evet,kendimle çelişiyorum bazen bende farkındayım ama aldırma sen ki..Aldırmıyorsun zaten,herkesin duymak istediği sözcükleri duymak istiyorum bende bazen..Farkım yok ki herkesten..Herkes ister değil mi? “Sadece” olabilmeyi,ayrıcalıklı olabilmeyi,yarışa ara verip dinlenirken birilerine sarılabilmeyi,kendini hayat sahnesine atıp hayatın fahişesi olmadan hemen önce birine ait olabilmeyi,sevilmeyi ve sevebilmeyi,hayat üstünden geçerken birilerinin mola yerinde onunla buluşabileceğini bilmeyi…Sanırım herkes ister bunları
Sıkıldım.
Başladığım yazıyı böyle bitirebilirim çünkü ruh halimi anlatabilecek tek kelime budur.Sıkıldım.İnsanlardan,olaylardan,rutinlikten.Bir insan kendi çizgileri dışına çıkmadığı sürece ne kadar farklı yaşayabilir ki?Pek “keşke’m” olmadı şu güne kadar ama çok “belki’m” var. O kadar çoklar ki kalbim sıkışıyor bazen.Belkiler üstüme yürüyor yalnız anlarımda,belki gitsem,kaçsam bu şehirden.Hiç kimsenin bilmediği bir yere yerleşsem sadece bir daktilom olsa ve bir pikap.Televizyon ve radyo istemiyorum,gazete de bunlara dahil olacaksa bir telefon olabilir ama yeni saçma sapan melodileri olan telefonlardan değil eski olanlardan bahsediyorum.Hani şu tek elinizle zor taşıyacağınız telefonlar,siyah olmalı.Evet,mutlaka siyah olmalı..
Dağlık bir alan olabilir ama rüzgar olsun istemiyorum hani.İnce telli saçlara sahipseniz rüzgardan nefret ediyorsunuz,saçlarınız lüle lüleyse nefretiniz bir kaç kat daha artıyor.Müstakil bir ev olmalı,tek katlı-böyle mi deniyor?- ve beyaz,ahşap pencereleri yere kadar uzanıyor.Her şeyden uzak ve sessiz..Ne siren sesleri ne insan gürültüleri,hiç bir şey yok.10bin mesajda biten aşklar yaklaşamıyor o eve,sürü psikolojisine kapılmış akılsız gençlerden çok uzak,siyasi kavgalardan soyutlanmış bir ev.İnsanın beynini yıkayan televizyona da sahip değil.Yemekler birlikte yeniyor ve insanlar konuşabiliyor.
Tüm bunların üstünü çizmek istiyorum şimdi,yazdıklarımdan da sıkıldım çünkü.Tatmin etmiyor.Gün geçtikçe daha da tatminsiz oluyorum,gün geçtikçe daha da huysuz.İnsanları oldukları gibi kabullenememe gibi bir huyum var.Hayır,aslında tam olarak böyle değil.Kabul ediyorum fakat kabul etmem gözlerimi gerçeklere kapayacağım anlamına gelmiyor.Gelemiyor.Nefret edilesi bir durum farkındayım ve evet,çok insanın kalbini kırdım bu huyum yüzünden.Olayları en ince ayrıntısına kadar didikleyen bir yapım olması benim suçum olabilir.Her kelime de binlerce anlam arayıp her anlamın penceresinden olaya bakmaya çalışıyor olabilirim.Hayal kırıklığına uğradığımda saldırganlaşabilirim de..Evet,ben bunların hepsini yaparım.Bu yüzden sıkıldım.Sıkıldım çünkü kaçamıyorum ne insanlardan ne de kendimden..Sıkıldım çünkü kendimden kaçmak istemiyorum.Aynada arkamdaki kadını göreli hayli oldu.Hayır o karanlıkta arkana bak birini göreceksin zırvasından bahsetmiyorum.Karanlığı sevmem,karanlıkta aynaya bakacak kadar da narsist olamadım henüz ama onu gördüm.
Orada durmuş küçük bir kız çocuğunun elinden tutan genç kadını gördüm.Bana güzel ve çirkin olan tüm yanlarını açmıştı.Kibirli surat ifadesinin hemen ardında elini tuttuğu küçük kızın kırılganlığı yüzünden endişeli ve sert olduğunu görebildim.Kırılmaktan korkuyordu ve sırf bu yüzden kırmayı seçmişti.Kırılmaktan korkuyordu,kırılmaktan ölesiye korkuyordum.O güne kadar yaptığım her şeye baktım o an.Mükemmellik arzusuyla yapılmış şeyler,övgü benim için herşeydi.Övülmeyi severdim,beğenilmeyi,hükmetmeyi…Herkesin kırılmayacağını düşündüğü sert kabuğuma ilk darbeyi o gün indirdim.Kibrimi öyle yok ettim. “En iyi değilsin ve olmayacaksın” dedim kendime..İtiraf edebildiğimde çevremde gülümseyen yüzleri görmeyi başarmıştım. “En iyi yoktur” dedi hayatımda büyük değeri olan biri “Her zaman daha iyisi vardır.” Ve daha sonra niceleri,kendimi tanımak beni hoşnut etmedi.Aşırı sinirliydim ve sinirimi saklamakta hayli zorlanıyordum.Hayır, bu hayallerimdeki müşfik genç kız imajıyla örtüşmüyordu.Takıntılıydım,rahatsız edici bir özellik.Tanıdığım insanlara karşı umursamaz olabilirken hiç tanımadığım insanların dertlerini kendime sorun edebilen bir yapım vardı.Kalp kırmayı umursamıyordum,karşımdakinin duyguları ancak bende ona önem veriyorsam önemli olurdu.Duyarsız bünyeyi saygıyla destekledim.Aşırı derece de sinirlenmediğim sürece kimsenin kalbini kırmamaya çalıştım.Daha bir sürü olay..Velhasıl kendimle barıştım işte..Kabulleneli uzun seneler oluyor.
Bugün bildiğim şey ileride huysuz ve aksi bir ihtiyar olacağım.Hani şu sürekli söylenen ama çevresindekiler arkasını döndüğünde sevgiyle onları süzen tiplerden..Normalde sürekli homurdanıp tembel tembel pineklerken sevdiğim birine zarar verildiğinde kaplan kesileceğim.O zaman da haksız bulduğum durumlarda çevremdekilere görüşümü bildirmekten çekinmeyeceğim.Ben buyum bundan ötesi de olamam sanırım.Eklenen yıllar bana ne katacak bilemem ama..
İlk başta yazdığım hayalleri katsa ne hoş olur değil mi?Sıkıldım evet.Hala da sıkılıyorum.Eskiden hep daha güzeldir değil mi?Bu aralar hep “eskiden”le başlayıp eskiyi anlatan cümleler kuruyorum.